MÜLAKAT




İsmi Sıla. Fen lisesi onuncu sınıf öğrencisi. Benimle röportaj yapmak istedi, kabul ettim. İşte onun zekice soruları ve benim cevaplarım:

1.Kendinizi nasıl tanıtırsınız?
İnsanım. Mühendisim. Yazarım. Raflarda yirmi sekiz adet Türkçe kitabım var. Eserlerim beş dile çevrildi ve yayımlandı. 

2.Ne kadar zamandır yazıyorsunuz?
Kırk yıldır yazıyorum. Yazar olmaya on beşimde karar verdim. Lise ve üniversite yıllarında hep yazdım. Üniversiteden sonra kendimi tamamen yazarlık sanatına adadım. 

3.İlk yazılarınızla son yazılarınız arasındaki en büyük fark sizce nedir?
Nitelik farkı. Dilim, üslubum, kurgu becerim zamanla, yaza yaza gelişti, olgunlaştı, kıvamını buldu.

4.İlk kitabınızı yazarken/yayımlarken ne gibi endişeleriniz vardı?
Beğenilmeme endişesi. Yazmak, öncelikle kendin içindir. Fakat yayımlamak, öncelikle okur içindir. Sanatına önem veren her yazar gibi ben de bu kaygıyı duydum ve her yeni eserimde duyarım, velev ilki kadar olmasa da.

5.Yazmanızda en büyük etken nedir?
Her hakiki sanatkarı etkileyen temel etken… Ruhta gizli olup eser olarak ortaya çıkmadıkça kişinin kendisinin dahi göremediği gizli güzellikleri dışa vurma, görme ve gösterme arzusu. Yanı sıra, teselli bulma ve teselli etme iştiyakı. Hakikati paylaşma, yüreklere dokunma, hayatta anlamlı bir şeyler yapma gayesi.

6.Yazarken genel olarak nasıl hissedersiniz? Özellikle öyleyken yazmayı sevdiğiniz bir ruh haliniz var mı?
‘Sevdiğim’ diyemem de ‘arzu ettiğim’ veya ‘gelmesini beklediğim’ ruh hallerim var. Bu ruh halinde sevgi vardır, firak vardır, visal vardır, vefa vardır, vefasızlık vardır, sözün kısası, her nevi insani haller ve vasıflar bir aradadır. 
Bir gurbet hüznü ve sıla hasreti kalbimi istila eder. Bu ruh hali ne oranda gerçekleşirse eserlerim de o kadar benim oluyor. 
Kendi derinliklerime dalabilmek için geceleri yazıyorum. Beklerim… Nihayet başlar… Kendimi yeryüzünde bir sürgün gibi hissederim… Kalbim yalnızlık ritmi vurur… Yücelere ve sonsuza özlem duyarım… Bilinmez yüreklerle aramda sırlı ve sihirli kanallar açılır. İçimden yeni bir ben çıkar adeta. Onun yazdıkları beni ağlatır bazen. Bir sürü karakteri tek kişinin oynadığı bir tiyatro sahnesine dönüşür muhayyilem… Tuhaf şeyler söylüyorum sanırım, iyisi mi keseyim.

7.Yazarken karşılaştığınız en büyük zorluk nedir?
Bir duygumu okura iletmek, hissettiklerimi hissettirmek istiyorum, hiç kolay olmuyor. Bu sirayeti temin için metni tekrar tekrar yazıyorum.

8.Size en çok ne ilham verir?
Hayat, insanlar, mazim, yaşadıklarım… Kalbime dokunanları yazmaya çalışıyorum.

9.Yazılarınızı hep aynı yerde mi yazarsınız?
Ekseriyetle öyle. Fakat yer değişiklikleri de ister istemez oluyor. Yazma işlemi esasen günün her saatinde ve her yerde devam eder, fakat zihinde ve muhayyilede. Masa başı, zihinde olanı görünür kılma yeridir.

10.En büyük destekçiniz kim?
Allah… Rabbim… Ona güvenir, Ona dayanırım. En zor, en ümitsiz zamanlarımda Onun bana şah damarımdan daha yakın olduğunu hatırlar, ümidimi, şevkimi tazelerim.

11.Bugüne kadarki eserlerinizden en çok sevdiğiniz hangisi ve sebebi nedir?
Bir annenin çocuklarına bakışı gibi bakıyorum kitaplarıma, sevgide ayrım yapamıyorum.  

12.Eserlerinizi yazarken en çok dikkat ettiğiniz nokta nedir?
Yanlış yapmamaya, yanlışı yaymamaya çalışıyorum. Bir yanlış kitaplar aracılığıyla bin olur çünkü. Ben ölümden sonra dirilişe, mahşere, hesaba inanan bir insanım. Mesuliyetten korkuyorum. Kitaplarımın, yazılarımın fayda veremese bile zarar da vermemesi benim için çok önemli. 

13.Eserlerinizi planlı bir kurguyla mı yazarsınız, yoksa yazdıkça devamının kendiliğinden oluşmasını mı beklersiniz?
Hem evet, hem hayır. Taslak planım vardır, fakat bazen akışı kurgu ve karakterler değiştirir, yönlendirir. İkisi arasında bir denge kurmaya çalışıyorum.

14.Kendinizi en çok eleştirdiğiniz nokta nedir?
Bazen günlük hayatta duygusal kararlar verebiliyor, sonra pişman oluyorum. Bu yüzden kendimi eleştiriyorum. 

15.Yazdığınız karakterlerle duygusal bağ kurar mısınız?
Hem de nasıl! Bazen gerçek insanlardan daha ziyade. Mesela on kitaptan oluşan ‘Özel İnsanlar Arıyorum’ dizisini yazma aşamasında ana karakter muhayyilemde öylesine gerçek haline gelmişti ki bir gün İstanbul sahillerinden birinde yanıma gelip, omzuma elini koyup ‘Ben geldim’ demesini vehmettiğim zamanlar oldu. Sanatla delilik arasından benzerlik görenler haklıdır. Fark, şuurda. Biri farkındadır, öbürü değildir.

16.Yabancı yazarları okur musunuz? En sevdiğiniz hangisidir?
Belli başlı yabancı yazarların en önemli eserlerini okudum. Sevdiğim demeyeyim de en önemsediğim romancı Dostoyevski oldu. 

17.Rehber edindiğiniz, idol olarak benimsediğiniz bir Türk yazar var mı? Varsa kim?
Hayır, yok. Belli başlı Türk yazarları okudum. Fakat kendime ‘idol’ vesaire edinmedim. ‘İdol edinmeyi’ sevmem. 

18.Gerçek hayatta sizi çok etkilediği için eserlerinizde yer verdiğiniz biri var mı?
‘Biri’ diyemem ama ‘birileri’ oldu ve onlara yer verdim. Fakat birebir değil elbette. Birebir yansıtmak gazeteciliktir, sanat için daha fazlası gerekir. 

19.Sizce edebi bir yazıda kurgu mu daha önemlidir, dil mi? Abartılı bir dille basit kurguların anlatılması o eseri değerli yapar mı?
Kurgu önemli. Özellikle tahkiye nevinden eserlerde böyle. Dil becerisi yaza yaza geliştirilebilir ama kurgu işi özel yetenek ister. Sorunun ikinci kısmına da cevap vereyim: Hayır, değerli yapmaz. Fakat şunu da hatırlamak lazım: Dil de, kurgu da birer araçtır. Edebi, nitelikli, kalıcı eser için çok daha fazlası gerekir.

20.Şu ana kadar aldığınız en güzel yorum nedir?
Bir lise öğrencisinin maili. İşte şu: “İnanmak zor geliyor böyle bir insanın varlığına. Sürekli okuyorum, okuyorum... Birini bitirip, öbürünü elime alıyorum kitapların. Ama hâlâ aynı şaşkınlık üzerimde. Evet, biz genciz. Evet, gelecek biziz. Fakat bugüne dek bu sözlerin gerektirdiği eylemleri yapan kimseye rastlamadım. Biz hep ‘bekleme’ modunda tutulmaya mahkum edildik. Kararlar alındı bizim yerimize, kariyerler çizildi, planlar, krokiler... Bir cümlemiz vardı hep ama öznesi olamadık onun hiç. Ya gizli özneler girdi araya, ya edilgen fiiller. Şimdi bir adam çıkmış diyor ki: Sen ‘genç’sin, bu yüzden odağındasın hayatın. Zihnine şekil verilecek kıvamdasın, şimdi hamuruna ne katarsan, bundan sonra tabağına hep o çıkacak. Bu yüzden ilgi gösterilmeli sana, birileri elinden tutmalı ki derin sularda kaybolmayasın, yanlış limanlara uğramayasın. Bu adam diyor ki, işte önünde derya, bu senin gemin, bu da dümenin, gez, dolaş, keşfet, korkma bilinmeyeni aramaktan ama sana bir rehber lazım mutlaka. Bazen kendi rehber oluyor, bazen rehber kitaplar, insanlar gösteriyor... Haksız mıyım ben şaşırmakta?”

21.Bir okurunuzla yaşadığınız -bize anlatabileceğiniz- ilginç bir olay var mı?
İmza günümde kitap imzalıyordum. Okurlarım sırayla geliyor, ellerindeki kitapları imzalatıyorlardı. Bir liseli kız kitabı önüme bırakır bırakmaz şiddetle ağlamaya başladı. Bir türlü susturamadık. Tezgahın arkasına aldık, biraz sakinleşti. Sonra sebebini anlattı. Sabaha dek ‘Sensiz Ama Seninle’ romanımı okumuş ve çok etkilenmiş. Sabah olunca ilk iş imzalatmaya gelmiş. Beni görünce içindeki set yıkılmış, gözyaşları sel olmuş. Sanırım romandaki baş karakterle beni özdeşleştirmişti. Beni en çok sevindiren olayı ise Frankfurt’ta yaşadım. On beş yaşında bir Alman genç Mervin adlı romanımın Almancasını okumuş, benimle tanışmak istemiş. Buluştuk, konuştuk. Müslüman olmak istediğini söyledi. ‘Neden?’ dedim. Kitabımı gösterdi. ‘Kitabınızı okuduktan sonra bu kararı verdim’ dedi.

22.Biriyle tanıştığınızda o kişiye yazar olduğunuzu söyleyip yazar kimliğinizi belli eder misiniz? 
Hemen etmem. Evvela dinlerim. Muhatabımı tanımaya çalışırım. Dinlemeyi severim. ‘Her insan bir kitap ve okunmayı bekliyor’ demiştim, bunu evvela kendimde tatbik ediyorum.

23.İnternette "gençlik kitapları yazarı" olarak tanınıyorsunuz, bu konuda düşünceleriniz nedir?
Esasen kitaplarım herkese hitap ediyor, fakat özellikle gençlerin okumasını arzu ettiğim için bir gençlik yayınevi olan Carpe Diem Yayınevi’ni tercih ettim. Okur da beni öyle tanıdı. 

24.Genç yazar adaylarına önerileriniz nedir?
İnsanları dinlemelerini ve tanımaya çalışmalarını… Güncel ve sosyal medyayı bir ‘araç’ olarak görmelerini ve esas kaynak olan kitaba yönelmelerini… Nitelikli kitapları tekrar tekrar okumalarını… Yazarlık yolunun uzun, ince ve çileli olduğunu bilerek sabır, sebat ve istikrarla yürümelerini… Daha ne diyeyim… Kitaplarım bu türden ‘önerilerle’ dolu.   

25.Teşekkür ederim...
Ben de sana teşekkür ederim bana güzel, iyi düşünülmüş ve zekice sorular sorarak kendimi ve eserlerimi anlatma imkanı verdiğin için.