ŞİRAZ VE ŞEHZADE

İsmim, Musâb'dır. Memleketim, aylarca yürümekle ancak varılabilen uzak bir yerde, Fars yurdundadır. Adına Şiraz derler.
Salgurlular zamanında doğmuşum. Babam Fars, annem Türk olduğu için ben hem Farsça hem de Türkçe bilirdim.
Yirmi dört yaşıma kadar memleketimden hiç ayrılmadım. Daha sonra, hem ilimde üstadım hem de hayatta rehberim olan Sâdî-i Şirazî’nin tavsiyesiyle buralara kadar geldim.
Beni Anadolu topraklarına gönderirken gayet güzel ve ümit verici sözler söylemişti.
"Evladım, seni oralara hem benim tarzıma aşina olduğun hem de Türkçe lisanını bildiğin için gönderiyorum.
Gittiğin yerlerde nice musibetler göreceksin. Havada fitne yelleri esecek, yerde fesat selleri akacak. Fakat bunlar senin şevkini kırmasın. Zira hepsinin de sonu güzel olacak.
İnşallah taze baharlar gelecek. Yıkıcı fırtınalar yerini feyizli rüzgârlara bırakacak. Bulanık sular durulacak, zeminde nadide çiçekler açacak.
Büyük bir uyanış ve diriliş olacak. Buna senin de katkı sağlamanı arzu ediyorum, hem kendi adına hem de benim namıma.
Henüz gençsin. Gücün kuvvetin yerinde. Elinden geleni yap. Benden dinlediklerini insanlara anlat. Zorda kalmışlara ümit ve teselli kaynağı ol. Haydi Allah yolunu açık etsin!"
Sözünü bitirince beni şefkatle bağrına basmıştı. Ben de elini öpüp göz yaşlarıyla yanından ayrılmıştım.
Bu vedanın üzerinden altmış altı sene geçti. Üstadımı bir daha göremedim. Fakat manen hep yanımda hissettim. Bazen hayalime göründü, bazen rüyama girdi.
Fani ömrüm üstadımdan öğrendiklerimi yaymak için diyar diyar dolaşmakla geçti.
Selçuklular zamanıydı. Gayet karışık yıllardı. Batıniler fitne ve fesat peşindeydiler. Moğol ve Haçlı saldırıları devam ediyordu.
İhtiyaç hâlinde cihada gittim. Defalarca yaralandım. Gaza meydanında şehit olmayı arzu ettim lakin takdiri ilahi başka türlü tecelli etti, ben de kaderime razı oldum.
Nihayet iyice yaşlandım. Yürümeye mecalim kalmadı. Guruba meyleden ömrümün geri kalanını bu binada geçirmeye karar verdim.
Burası 'marifet mektebi' diye bilinir. Kuruluş hikâyesi fevkalade merakaverdir. İleride anlatırım inşallah. Daha önce yazmam gereken önemli olaylar ve ibretlik hikayeler var.
Bu deftere hatıralarımı yazmamın sebebi, istikbaldeki nesillere bir yadigâr bırakma arzumdur.
Fevkalade tarihi hadiselere şahitlik ettim. Bazı vakalarda bizzat bulundum. Bir ilim ve marifet kandili olan üstadım Sâdî-i Şirazî’den emsalsiz dersler aldım.
Hem gördüklerimi, hem yaşadıklarımı, hem de Rabbimin bana bahşettiği hikmet ve ibretleri kaydetmem gerekiyordu. Bunların benimle birlikte kabre girmesine müsaade edemezdim.
İşte bu arzu ve niyetle harekete geçtim. Bir düzine divit aldım. Hokkaya dayanıklı mürekkep doldurdum. Uzun ömürlü olması hasebiyle ince deriden mamul kağıtları tercih ettim. Her hayrın başı olan besmeleyi söyleyerek yazmaya başladım.
Bunların istikbaldeki nesiller tarafından okunmasını arzu ediyorum. Belki birileri istifade ederler de ardım sıra Fatiha okurlar.
Neslimi sürdürecek evladım yoktur. Evlenmeye fırsat bulamadım. Fakat bundan asla pişman değilim. Rabbimin masum kulları olan bütün çocukları evladım kabul ettim ve öyle de sevdim.