GENÇLER İÇİN HADİS EL KİTABI


HADİS HAKKINDA TEMEL BİLGİLER

Sakın!..
Sakın bu yazıyı okumadan geçme!
Bilirim, okurlar genellikle takdim, sunum, önsöz adı altında yazılanları okumazlar. Sen öyle yapma. Bir oku, sana söylenenleri bir düşün. Eminim memnun kalacaksın. Hadis ilminin temelleri anlatılıyor. “Kurán varken hadise gerek var mı? Hadis neye yarar? Hadisler nasıl derlendi? Hadis kitaplarına ne kadar güvenebiliriz? Hadis âlimleri kimlerdir? Sünnet ne demektir?” gibi pek çok sorunun cevabı veriliyor.

1.
Baktım ki, gelen gidiyor, giden gelmiyor. Zaman rüzgârı, ömür günlerimi sonbahar yaprakları gibi döküyor.
Hüsran yangını kalbimi sarınca, fani ömrümü bakiye tebdil etmek istedim. Rahman’a giden en kısa yolu ararken “Peygamber size neyi verdiyse onu alın, neyi yasakladıysa ondan sakının!” ayetini okudum. Bu emre tabi oldum, tarifsiz kederlerden kurtuldum.
Böyle bir kitaba gençlik yıllarımda nasıl da ihtiyaç hissetmiştim! Bir elimde Kurán vardı ve ben öbür elime derli toplu bir hadis kitabı almak istiyordum. Fakat ne mümkün! Hadisler o kadar çok, hadis kaynakları o kadar hacimliydi ki, yararlanabilmek için neredeyse bir hadis âlimi olmak gerekiyordu.
Beni yıllar sonra böyle bir kitap hazırlamaya sevk eden işte bu hatıram oldu. Binlerce sayfalık hadis külliyatlarının özünü bir araya getirip günümüz insanına sunmanın önemine inandım. Rabbimin inayetine güvenerek çalışmaya başladım.

Bazı hadisler bana yol boyunca rehberlik etti. Peygamber Efendimizin “Allah, bizden işitip de başkalarına aynen bildiren kişinin yüzünü ak etsin!” duası hep şevkimi artırdı.
“Kolaylaştırın, güçleştirmeyin! Müjdeleyin, tiksindirmeyin!” ihtarını daima hatırladım.
“Kim benim adıma yalan söylerse ateşe girer!” tehdidini hiç unutmadım.
‘Muhataba göre hitap’ önemli bir sünnet ilkesiydi, ben de günümüz insanını hep göz önünde bulundurdum.

2.
Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin yoluna, izine, tarzına sünnet denir. Kavli, fiili ve takriri olmak üzere üç kısımdır. Konuşmaları kavli, yaptıkları fiili, görüp de müdahale etmedikleri takriri sünnettir.
Sünnetin şümul bakımından da iki manası vardır. Biri hususi, biri umumi. Hususi manada sünnet, farzın ve vacibin hemen arkasından gelen hüküm demektir. Umumi manada sünnet ise, Peygamber Efendimizden bize miras kalan her şeydir. İnanışı, ibadet edişi, âdetleri, toptan ifade edersek, İslamı yaşama biçimidir.
Biz ümmeti ise, onun mübarek izlerine azami hassasiyetle basarak yürümekle yükümlüyüz.
Şüphesiz, sünnet yolu rahmet yoludur. Bu yolda gidenler ebedi saadeti bulur. Allah onlardan razı olur, cennet lezzetlerinin pek fevkinde olan sonsuz cemalini gösterir.
Bu yoldan ayrılanlar ise, heva ve heveslerine tabi olur, bidat ve dalalet uçurumlarına yuvarlanır, ebedi hayatlarını mahvederler.

3.
Peygamber Efendimizin sünnetine uymak için önce onu bilmek gerekir. Bilmenin yolu da hadis kitabı okumaktan geçer. Hadis, sünnetin sözlü veya yazılı ifadesidir.
Efendimizin ‘Allah buyurdu’ diye başlayan sözleri de vardır ki, bunlar ‘kudsi hadis’ tabiriyle öbürlerinden ayrılır.
Hadis kitaplarında Sahabi ve Tâbii sözlerine de yer verilir. Bunlara bazen eser, bazen de hadis denir ve yanlış anlamaları önlemek için ayırt edici terimler kullanılır.
Nakledilen söz bizzat Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme ait ise merfu, sahabiye ait ise mevkuf, tâbiiye ait ise maktu diye adlandırılır.
Rivayet zincirinin ilk halkasını sahabiler oluşturur. Yüz bin civarında sahabi bulunmakla birlikte hadis rivayet eden sahabilerin sayısı mahduttur, sınırlıdır. Bunlar ekseriyetle hadis alanında ihtisas kazanmış olanlardır.
Yalana asla tenezzül etmeyen, hak için candan ve canandan geçen bu halis müminler, hadisleri ezberlediler, yazdılar, yaşadılar, kalıcı kılmak için ellerinden geleni yaptılar.
Sonra bu hadisleri tâbiiler, yani sahabilere talebelik eden müttaki müminler aldılar. Resulü Ekrem Efendimizin manevi mirasına var güçleriyle sahip çıktılar. Derlediler, düzenlediler, kaydettiler, bu mukaddes mirası kendilerinden sonra gelenlere aktardılar.

4.
Hicrî ikinci asırda hadisler tedvin edildi. Yani derlenip düzenlendi.
Hadis sahasında büyük âlimler yetişti. Bu zatlar en yüksek düzeyde muhakkik idiler. Bir sözün Peygamberimize ait olup olmadığını üslubuna bakarak dahi anlayabiliyorlardı. Hadislerin sahihlik derecelerini tayin edebilmek, belirlemek için de son derecede hassas mizanlar ihdas ettiler, ölçüler oluşturdular.
Hadis derleme safhalarında azami hassasiyet gösteren, meselenin manevi boyutunu düşünerek Allah korkusuyla titreyen bu seçkin zatlar, senedli, belgeli, her türlü kuşkudan arınmış eserler kaleme aldılar.
Yüz binlerce hadis arasından seçerek muhteşem kitaplar hazırladılar. Müelliflerine atfen Buharî, Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesaî, İbni Mâce, Mâlik, Beyhakî, Darimî, Ahmed İbni Hanbel, Bezzar, Rezîn, Taberanî diye anılan eserler umumun kabulüne mazhar oldu.
Buharî, Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesaî, İbni Mâce isimli altı kitap Kütüb-ü Sitte namıyla ün kazandı. Buharî ve Müslim câmi, öbürleri sünen diye tavsif edildi.
Câmi, içinde her konuyu barındıran hadis kitabıdır. Sünen ise, daha ziyade ahkâm hadislerini bir araya getirir.
Fakat yanlış anlama. Daha önce hiç hadis yoktu da bu alimler sıfırdan kitap yazmadılar, hayır. Hadis yazma işi Peygamber Efendimiz zamanında başlamıştı. Mesela ünlü hadis ravisi Abdullah İbn Amr radıyallahu anh işittiği hadisleri yazardı. Sahabilere talebelik eden Tabilerin hadis yazdıkları defterleri vardı. Bir kısım hadisler de hafızadan hafızaya nakledilerek geliyordu.
Başta Buhari olmak üzere büyük hadis allameleri gerek yazılı, gerekse sözlü nakilleri dikkatle incelediler, sıhhatine güvendikleri hadisleri, rivayet zincirini ve senedini de zikrederek kitaplarına aldılar. Buhari, dokuz bin küsur hadis bulunan meşhur kitabını altı yüz bin hadis arasından seçerek tedvin etmişti. Tekrarlar elenirse geriye üç bin küsur hadis kalır. Bu hadislerin ekserisi Müslim ve benzeri kitaplarda da mevcuttur.


5.
Büyük hadis âlimine Muhaddis denir. En az yüz bin hadisi ezbere bilen muhaddise Hafız, üç yüz bin hadisi ezberleyene Hüccet, hem hadisleri hem de hadisle ilgili meseleleri gayet iyi bilene Hâkim adı verilir.
Hadis âlimlerininin bir kısmı hadisleri tedvin ederken, bir kısmı da hadislerin sıhhatini tayine çalıştı. İkinci kısma girenler cerh ve tâdil âlimleridir.
Cerh, hadis rivayetine ehil olmadığı ve rivayetinin reddedilmesi gerektiği iddiasıyla raviden ve senedden söz etmektir.
Tâdil, cerhte yapılanın tersini yapmak, ravi ve sened hakkında olumlu kanaat beyan etmektir.
Bu âlimler, hadislerin metnini ve senetini dikkatle incelediler. Ravilerin emin, âdil, dürüst, ezber kabiliyetine sahip kişiler olup olmadıklarını araştırdılar. Zira bu özelliklere sahip olamayan kimselerden hadis alınmaz. Hadisin metni ayetlere ve açıkça bilinen gerçeklere aykırı olmamalıdır.
Ve daha birçok ölçü, mizan, tartı vardır. Bunlar hadis usulü kitaplarında anlatılmıştır.

6.
Hadis kitaplarında muhtelif şahıslardan söz edilir. Sahabi, Tâbii, Muhadrami, Ravi gibi.
Sahabi, Müslüman olarak Peygamber Efendimizi gören ya da onun tarafından görülen ve mümin olarak ölen kimsedir. Çoğulu ashab ya da sahabedir.
Tâbii, Peygamber Efendimizin sahabilerinden birini gören mümin zata denir.
Muhadrami, Efendimiz zamanında hayatta olup da onu görmeyen mümin kimsedir.
Ravi, bir haberi rivayet eden, nakleden, ileten kimsedir. Istılah olarak, hadisi şeyhinden alıp başkasına rivayet eden kişi manasında kullanılır.
Bu alanda başka ıstılahlar da vardır. Şeyh, talib, ahz, eda, sika, adl, zabt gibi. Hadisi alınan şahsa Şeyh, hadisi şeyhinden alana Talib, hadis almaya Ahz, hadis rivayet etmeye Eda, hadis rivayetinde ehil kişiye Sika denir.
Sika olacak kimsede iki şartın bir araya gelmesi gerekir: Adl ve zabt. Adl, ravinin âdil, güvenilir, dürüst bir kimse olmasıdır. Zabt, rivayet eden şahısta ezber kabiliyetinin bulunmasıdır.
Senedinde eksik bulunmayan, ravileri güvenilir olan illetsiz hadis sahih kabul edilir.
İllet, hadisin metninde ve senedinde bozukluk olmasıdır.

7.
Bazı malumatfuruşlar, mufassal hadis kitapları yazarlarının, her işittiklerini hiçbir tenkide ve tahlile tabi tutmadan kitaplarına aldıklarını sanıyorlar. Ne büyük bir gaflet ve cehalet! Bunu bilerek yapıyorlarsa ne büyük bir hıyanet ve cinayet!
Halbuki gerçek bambaşkadır. Başta Buhari ve Müslim olmak üzere büyük hadis alimleri, rivayet edilen haberleri pek çok elekten geçiriyor, ayetlere muhalif olup olmadığına bakıyor, ravileri güvenilir, senedi güçlü olanları alıyorlardı. Mesela Buhari, meşhur kitabını altı yüz bin hadis arasından seçerek on altı senede tedvin etmişti.
Bir deryaya benzeyen hadis usulü sahasının mütebahhir ulemasının kitaplarında ayrıntılı biçimde anlattıkları hususları burada kısaca özetleyeyim.
Her hadisin mutlaka senedi bulunur. Sened, hadis ravilerini gösteren belgedir. Hadislerin sıhhat derecelerini tayinde önemi büyüktür. Senedin vasfını dile getiren bazı terimler vardır:
Âli, senedin kesintisiz olmakla birlikte az sayıda raviden oluşmasıdır.
Nâzil, ravi sayısının çok olmasıdır.
Munkatı, senedi muttasıl olmayan, yani rivayet zincirinin bazı halkaları eksik olan demektir. Hadisin sahih ve hasen olması için, senedin muttasıl olması, rivayet zincirinde kesiklik bulunmaması gerekir.
Mürsel, sahabilerden ya da Tâbiilerden olan bir kimsenin Peygamber Efendimizden işitmediği bir hadisi Efendimize dayandırarak nakletmesidir.
Muallak, senedin baş kısmı zikredilmeyen demektir.
Mûdal, senedinde iki veya daha ziyade ravinin zikredilmemesidir.
Tedlis, mertebesinden daha yukarıda hissettirecek bir senedle hadis nakletmektir.
Muzdarib, ravilerin senedi veya metni hususunda ihtilaf ettikleri, hakkında hüküm de verilemeyen rivayettir.
İdrac, ravilerden birinin, ne yaptığını belirtmeksizin, hadis metnine şerh ya da izah gibi bir sebeple bazı sözler eklemesidir.
İhtisar, ravilerden birinin, bazı kısımlarını zikretmeyerek hadis nakletmesi, yani hadis metnini kısaltmasıdır.
Mana rivayeti, hadisin lafzını aynen tekrar etmeyip manasını rivayet etmektir.

8.
Hadislerin sıhhat mertebeleri vardır:
Mütevatir, yalan üzerine birleşmeleri aklen imkânsız olan, sayıca kalabalık raviler tarafından rivayet edilen hadistir. Tevatürün olabilmesi için rivayet zincirinin her halkasında bu şartın yerine gelmesi gerekir. Ravilerden birinin bile sika olmaması hadisi sahihten hasen mertebesine düşürür.
Hasen, mertebe bakımından sahihten aşağıda, zayıftan yukarıda olan hadistir.
Zayıf, sıhhat bakımından sahih ve hasen mertebesine çıkamayan hadistir. Zayıf hadis, manası yanlış olan hadis demek değildir. Hadis kıstaslarına uyum bakımından eksikleri olan hadis demektir.
Mevzu, hadis diye rivayet edilmekle birlikte hadis kıstaslarına uymayan sözdür. Böyle bir söz, manası doğru da olsa, hadis olarak kabul edilmez.
Ahad, ravilerinin kalabalık olmaması sebebiyle mütevatir sınıfına giremeyen hadistir. Meşhur, aziz ve garib olmak üzere üç türlü olur. Meşhur, üç ya da daha ziyade kimse tarafından rivayet edilmekle birlikte tevatür derecesine ulaşamayan hadise denir. Aziz, sadece iki ravi tarafından rivayet edilen hadistir. Garib, sadece bir kişinin rivayet ettiği hadistir.

9.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin konuşmaları ve davranışları özü itibarıyla vahye dayanır. Bunların önemli bir kısmı ayetlerin tefsir ve tatbikiyle ilgilidir.
Hadisler, ayetlerin ilke düzeyindeki hükümlerini uygulanabilir hâle getirir. Tamamlayıcı unsurlarla zenginleştirir. Kapalı noktalarını açıklar. Umumi hükümlerini sınırlandırır. Dokunulup geçilen bazı anlamlarını pekiştirir. Mücerret manalarını örneklendirir. Kısacası, o ilahi ruha güzel bir beden olur.
Hadisler olmasaydı bazı ayetleri anlamak, yorumlamak ve uygulamak neredeyse imkânsız olurdu. Mesela, Kurán ”Namazı ikame edin!” buyuruyor. Peki, hangi vakitlerde, ne kadar, nasıl kılınacak? Bu hususta ayrıntı vermiyor. Fakat başka bir şey yapıyor. Peygamber Efendimize uymamızı emrediyor.
“Andolsun ki Resulullah sizin için, Allah’a ve ahiret gününe ümit besleyip Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnek.” Ahzab Suresi 21
“Kendilerine güven veya korkuyla ilgili bir emir 'iş, haber, mesele' gelince onu yayıverirler. Halbuki onu Resule ve içlerindeki ulülemre ‘yetki sahiplerine’ sunsalardı, istinbata kadir olanlar 'içtihada gücü yetenler, hüküm çıkarabilenler' onu bilirlerdi. Allah size lütuf ve rahmet etmeseydi, pek azınız hariç, şeytana uymuş gitmiştiniz.” Nisa Suresi 83
"De ki: 'Allah’a ve Resule itaat edin!' Yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri katiyen sevmez!" Âl-i İmran Suresi 32

İşte bu noktada hadisler imdadımıza yetişiyor. Namaz ve benzeri pek çok meselenin ayrıntılarını bize hadisler anlatıyor.

10.
Konuya sathi bakan bir kimse, bazı hadisler arasında tezat var sanabilir. Halbuki durum bilakistir. Hadisin makamı ve muhatabı nazara alınırsa tezat olmadığı görülür.
Tezat vehmi daha ziyade sual cevap tarzındaki hadislerde hissedilir. Peygamber aleyhissalatü vesselam aynı soruya bazen birbirinden farklı cevaplar verebilmiştir.
Mesela “En üstün ibadet hangisidir?” diye soran iki muhataptan birine “Vaktinde kılınan namaz” derken, öbürüne “Ana babaya itaat” demiştir. Dikkatli bir inceleme sonucunda anlarız ki, birinin namaz konusunda, öbürünün de itaat meselesinde özel bir durumu vardır.
Bazen fakirlik, bazen de zenginlik övülmüş, bir iş kimine yasak edilmiş, kimine edilmemiştir. Dikkatle bakılırsa bunlarda bir aykırılık olmadığı görülebilir.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, yaşı, cinsiyeti, mesleği, mizacı, bilgisi, maddi durumu, kültürel düzeyi, idrak seviyesi ve benzeri nitelikleri birbirinden farklı, tüm zaman ve mekânlardaki milyarlarca insanın peygamberidir. Elbette, hepsini tatmin edecek, hepsine örnek olacak ve hepsine yol gösterecek biçimde konuşacak ve davranacaktı. Nitekim öyle yapmıştır.

11.
Üslubunda teşbih, istiare, kinaye ve benzeri edebi sanatlar kullanılması sebebiyle anlaşılması güçleşen hadisler de vardır. Bunlar Müteşabih diye nitelendirilir. Özellikle ahirzamanla ilgili hadisler örtülü bir üslupla dile getirilmiştir. İmtihan sırrına aykırı olmaması için, ‘akla kapı açmak, iradeyi elden almamak’ düsturu uygulanmıştır.
Böyle bir hadisle karşılaşan kişi, “Bunun anlatılınca hoşa gidecek bir tevili, bir yorumu mutlaka vardır” demeli, hadise ilişmemelidir. Bazı hadislerde ise, akla aykırı gibi görünen ifadeler olabilir. Hemen o hadisi inkâr etmek, yahut reddetmek veya şüpheye düşmek hatalı bir davranış olur.
Bir kimsenin “Benim aklım almıyor, o hâlde akla aykırıdır” diye düşünmesi kibir alametidir. “Ben anlayamıyorum ama elbet bir anlayan, açıklayan vardır. Bir araştırayım” diye düşünmesi gerekir.
Bazen de, hadislerin ifadesinde bir abartı varmış gibi görünebilir. Hemen kötü düşüncelere kapılmak yerine, Peygamberimizin insanlar için bir ‘beşîr ve nezîr’ yani müjdeleyici ve sakındırıcı olduğu hatırlanmalıdır. Zira isteklendirme ve sakındırma, ümitlendirme ve korkutma sadedinde söylenen sözler abartı sayılmaz. Bir üslup, bir anlatım biçimidir. Meselenin önemini vurgulamak içindir. Maksadı nazara almak, vasıtaya takılıp kalmamak gerekir.

12.
Elimizde ilim imbiklerinden geçmiş, senedli, belgeli, ananeli hadis külliyatları duruyor. Bunları on binlerce âlim kabul ve tasdik etmiştir. İki mütehassısın bile bir meselede ittifak etmesi, birleşmesi itimada şayanken, güven verirken hiçbir ciddi delile dayanmaksızın bu külli ittifaka muhalefet etmek, “Ne bilelim, belki de bunlar hadis değildir!” demek manasızdır.
Mesnetsiz, dayanaksız itiraz eden kişi, hem hadis ravilerini, hem bu kitapları meydana getiren âlimleri, hem de bu eserleri kabul eden binlerce âlimi yalancılıkla ya da hata yapmakla itham etmiş, töhmet altında bırakmış olur. Halbuki bu zatlar konuya fevkalade vakıf, takva sahibi, ilmiyle amil, ahlaken kâmil insanlardır.
İtiraz eden adamın ciddi bir delile dayanması, iddiasını belgelerle ispat etmesi gerekir. Zira ispat mecburiyeti davacının vazifesidir. Bunu yapamadığı sürece, söyledikleri yersiz bazı gevezeliklerden öteye gidemez. Zaten gitmemiş, gitmiyor da. Bu büyük ittifaka karşı laf etmek kimin haddine!
Sarsılmaz senedlere dayanılarak hazırlanan hadis külliyatlarına karşı mesnetsiz itirazların ne ehemmiyeti olur ki kulak verilsin!
Bir önemli gerçeği asla unutmamak lazım: Yirmi üç senede peyderpey yani farklı zamanlarda ayet ayet, sure sure inen Kuran-ı Kerim'i bize kimler naklettilerse hadisleri de onlar naklettiler. Kuran'ı kendilerine siper yaparak bugün hadise ilişen mezhepsiz müfsitler, yarın da aynı sebeplerle bizzat Kuran'a veya onun bazı sure ve ayetlerine ilişebilirler. Biz müminler, Kuran hususunda nasıl hassasiyet gösteriyorsak, ayetlerin tefsir ve tatbiki olan hadisler hususunda da öyle hassasiyet göstermek zorundayız.

13.
Bu kitaba giren hadisleri en muteber kaynaklardan aldım. Buharî 370, Tirmizi 331, Ebu Davud 177, Müslim 149, İbni Mace 81, Taberani 57, Rezin 33, Nesai 31, Ahmed İbni Hanbel 27, Bezzar 14, Malik 13, Darimi 4 hadisle kitapta yerini aldı.
 Hadisin emniyeti yönünden en önemli iki unsur ‘ravi’ ve ‘kaynak’ idi. Her hadisin altında bu ikisini kısaca anmakla yetindim. Hadis birden fazla kaynakta yer alıyorsa, sadece birinin adını yazdım.
Birbirinin tekrarı olan hadislerden konuyu en özlü biçimde dile getireni aldım. Binlerce hadis arasından seçim yaparken günümüz insanının günlük hayatına ışık tutanları tercih ettim.
Kitabın hazırlanışında düşünülen önemli bir husus da hacminin kabarmamasıydı. Bu sebeple hadislerin Arapça ibarelerini almadım.
Okurların kolayca bulup okuyabilmeleri için hadisleri konularına göre tasnif ettim, sınıflandırdım. Bu kitabın, hadis uzmanları dışında herkes için yeterli olmasını istedim.

14.
Hadisler hakkında yorum yapmadım. Her okur, her bir hadisten kendi durumuna göre ayrı bir mana ve feyiz alabilsin istedim. Zira bir nesnenin aynadaki yansımaları ayrı ayrıdır ve aynanın özelliklerine göredir. Ruhlar da birer ayna gibidir ve aldıklarını kendi niteliklerine göre yansıtırlar.
İzahı gereken hadisler de vardır şüphesiz. Bu ihtiyacı başka bir usulle karşıladım: Hadisi yine hadisle açıklamak. Bu sebeple, sıralamada, hadislerin birbirini açıklaması, desteklemesi ve konuyu her yönüyle aydınlatması hareket ilkelerim oldu. Manaları birbirine yakın hadisleri bir araya getirdim.
Yanı sıra, kitabın sonuna bir lügat koydum. Hadislerde geçen bazı kelimeleri, özellikle terimleri açıkladım. Bu veciz lügat de hadis metninin anlaşılmasına katkıda bulunabilir.
Hadis metinlerini sade bir dille yazmaya çalıştım. Lafzın manaya perde olmamasını, duru bir su gibi içini göstermesini arzu ettim.

15.
Bu kitap, bir hayat rehberidir. Efendimizin sünnetine uygun bir ömür sürmek isteyenlere yol gösterir. Muhtevası sebebiyle fevkalade mühim olan bu eserin telifi esnasında azami oranda hassasiyet gösterdim. Buna rağmen yine de hatalarım olduysa Gafur ve Rahîm olan Rabbimden mağfiret diliyorum.
Kusurlar varsa, bendendir. Tüm güzellikler ise, mahbubiyet makamının mazharı olan Peygamberimizden’dir.
Niyetim, ahirzaman fitnelerinden kurtulmayı arzu eden müminlere, özellikle gençlere sünnet-i seniyeyi tanıtmaktır.
Talebim, erhamürrahimin olan Rabbimizin rahmeti, rızası, lütfu, ihsanı ve affıdır.
Ümidim, kabirde, mahşerde, hesapta, mizanda, sıratta Efendimizin şefaatine nail olmaktır.
Emelim ise, şu fani dünyadan baki âleme giden nurani yolu bulmak ve buldurmaktır.
Vesselam!..

Ömer Sevinçgül



İstanbul, 2015

iletişim kutusu

Ad

E-posta *

Mesaj *