İNANIYORUM ÖYLEYSE VARIM

"Belgesel izlerken dikkatimi çekti. Kimi bilim adamları bilimi biricik ölçü saydıkları için dinin ileri sürdüğü verilere inanmıyor, kendinden emin bir biçimde 'bilim nesneldir' diyorlar."

'Bilimcilik' deniyor bu felsefeye. Bilimi, bilgi elde etmenin tek yolu olarak gören bir anlayış.
Tamam, bilimsel bilgi gözlem ve deneye dayanır, öyle elde edilir, buna kimsenin itirazı yok.
Sorun, konusu sadece madde olan bilimin kurallarını, ilkelerini, yöntemini her alana uygulamak isteyen bazı bilim adamlarında. Pozitivizmi anlatırken bu konudan da bir parça söz etmiştim, hatırla.

Evet, bilim nesneldir, fakat bilim adamı nesnel olmayabilir. Bilim adamı ne söylerse bilimseldir, gibi bir kanı çok yanlış. Kimi bilim insanlarının iman hakkındaki kişisel düşüncelerini bilimle karıştırma.
Nitekim aynı bilgiyi üreten, paylaşan iki bilim adamından biri iman ederken, öbürü inkâr edebiliyor. Kimi inancına kanıt yapıyor bilimsel verileri, kimi de inkârına.
Bilim 'Nasıl?' diye sorar, araştırır, bulur, adlandırır. Evrendeki, varlıklardaki akılları şaşırtan düzene, sisteme dayanır. Bu düzen olmasaydı ne bilim olurdu ne de onu oluşturan yasalar.
Fakat bilim bir değer yargısı vermez elimize. Niceliklerdir onun konusu, değerler değil.
Kuran, ilahi sözlerle dolu bir kitap. Kâinat ise bu kitabı gönderen zatın eseri. Biri ötekini yorumluyor, açıklıyor.
İman etmeyen bilimciler bile yaratıcının evren adlı kitabını okuyor, anlamaya çalışıyorlar. İşverenlerini tanımaksızın iş yapan işçiler gibi.
Şimdi kainat kitabından bir kelimeye, mesela insan denilen şu harika esere bak…
Başlangıcı bir damla su. Zamanı gelince kan pıhtısı oluyor, kemik oluyor bu damlacık. Vakit tamam olunca da bir bebek kazanıyor dünya.
Gören gözler, işiten kulaklar, koku alan burun, tutan el, yürüyen ayak, hisseden kalp, düşünen beyin.
Düşünür, kurgular, araştırır, anlar, sever, acır, nefret eder. Binlerce yetenekle donatılmış.
Daha da önemlisi kendi varlığının bilincinde. Kainat sarayı onun bilinciyle ışıklanıyor.
Öyle bir an geliyor ki, o bir damla su, misafiri olduğu dünyanın seyrini değiştirebiliyor.
Bu muhteşem canlının ruhu bir yana, maddi yapısı da eşsiz bir sanat eseri.
Gözün en güzeli, elin en kullanışlısı, saçın en süslüsü, dilin en tatlısı, boyun en uyumlusu, kısacası, her şeyin en iyisi ona verilmiş.
Tıp ilmiyle anlaşıldı ki, vücudunun dışı gibi, içi de harikalar harikası.
Tonlarca kan pompalayan kalbi, yemekleri sindiren midesi, kan temizleme makinesi olan akciğerleri, kilometrelerce uzunluktaki damarları, daha bilmem nesi ve nesiyle gerçek bir şaheser.
Heykel, yontucusunu göstersin de insan vücudu ustasını tanıtmasın, bildirmesin, mümkün mü?