İNANIYORUM ÖYLEYSE VARIM



Karşılıklı konuşmaları dinleyen Feriha "Fenomen meselesi tamamdır inşallah" dedikten sonra bana yöneldi. 
"Şimdi başka bir felsefeyi konuşalım. Mesela natüralizmi, doğalcıları. Bunlar varlıkların oluşumunu doğaya veriyorlar. Doğaldır, doğa yaptı, doğa yarattı falan. Felsefe toplantısında tartıştık bu konuyu. Her kafadan bir ses çıktı. Ben senin söyleyeceklerini merak ediyorum."
"Bunu bir kurgu yaparak, temsili hikâye üslubuyla anlatayım. Sen de hayal gücünle bana yardım et."
"Tamam, peki." 
"Harika bir mühendis mükemmel bir plan çizdi. Sonra da bu plana göre uzaktan kumandayla çalışan bir fabrika yaptı. 
Derken, fabrikaya bilimden, teknikten, sanattan anlamayan vahşi bir adam girdi. Baktı ki makineler kusursuz çalışıyor ve harika ürünler üretiyor.Fabrikayı gezdi, mühendisi göremedi. 'Bu fabrika kendi kendine mi kuruldu acaba?' diye düşünürken duvarda asılı bir pano gördü. Üzerine karmaşık rakamlar yazılmış, karışık çizgiler çizilmişti. 
'Fabrikayı kuran, makineleri çalıştıran usta bu olmalı' diye bir mantık yürüttü. 
Doğaya, doğadaki yasalara ilahlık yakıştıran natüralist tam da bunu yapıyor işte. 
Kâinat şaşırtıcı bir düzenle çalışıyor. Her şey birbiriyle uyumlu. İşler belli yasalara, ilkelere, kurallara göre yapılıyor. Hiç şüphesiz böyle hassas bir sisteme serseri tesadüf parmak karıştıramaz. 
Fakat bir kimse ustayı tanımak istemiyorsa inkârın yolunu bulur. Olup biteni açıklamak için de kâinattaki yasalara ‘usta’ diyebilir. 
Halbuki doğadaki yasalar soyuttur, birer isimden, birer fikirden ibarettir, hakiki dünyada var olamazlar. 
Doğadaki yasaların var oluşları öbür varlıklara dayanır. Mesela hayatla ilgili yasalar ancak canlılarla birlikte var olabilir. 
Hiç şüphesiz, canlılar yokken ‘üreme yasası’ da yoktu. Üreme yasasının canlıları yarattığını söylemek mümkün mü? 
Canlıları bilerek, belli gayeler gözeterek yaratan kim ise hayat yasalarını koyan da o.
Kaldı ki doğadaki yasalar, düşünen insanı inkâra değil, imana götürür. Zira yasa varsa, o yasayı koyan şuurlu, bilgili bir hâkim olmalı. Hiçbir yasa kendi kendine ortaya çıkamaz.
Keza, yasaların tatbiki de ilim, irade ve kudret sahibi bir hâkimi gösterir. Uygulayıcı olmadığı sürece yasalar hiçbir işe yaramaz. Suçluyu yakalayıp cezalandıran bir yasa nerede görülmüş?   
Kâinat da bir memleket, bir şehir hükmünde. Onu yaratan zat bir kısım yasalar koymuş. Sonsuz ilim, irade ve kudretiyle tatbik ediyor, yapıyor, yaratıyor.   
Nakşı nakkaş, resmi ressam, yazıyı yazar sanan ahmak bir adam gibi natüralistler de ilahî isimlerin bir nakşı, bir eseri, bir yazısı olan doğayı yaratıcı sanıyor, ona ilahlık payesi veriyorlar. 
Halbuki akıl terazisiyle tartan herkes, tabiatın yaratıcı değil, eser olduğunu bilir. 
Doğalcıların bir kısmı kendi kafasıyla düşünemeyenler. Birilerinden duymuş, papağan gibi şuursuzca tekrar ediyorlar. Sığ bir düşünce imkânsızı mümkün gösterebilir. İkinci kısım ise Allah dememek için doğa demek zorunda kalan inkârcılar. 
Taştan, demirden, ağaçtan yaptıkları nesnelere tapan ilkel insanların somut putları yerine soyut bir düşünceyi, felsefeyi oturtan natüralistler modern zamanların putperestleri oldular. 
Bu da gösteriyor ki şirk yani ilah uydurma marazı yok olmadı, sadece kılık değiştirdi. Bütün peygamberlerin ortak davası olan tevhid inancına her zaman olduğu gibi şimdi de ihtiyaç var."

Sipariş İçin WhatsApp 
0530 834 88 88