UYKUMU GERİ VER!

Sen hayat nedir bilir misin yeğenim?
 
Bahar yıllarımdı. Yazar olmak arzusuyla yanıp tutuşuyordum.
Babam örtülü biçimde, annem açıkça karşı çıkıyorlardı bu niyetime. Benim daha tutarlı, daha garantili, daha kârlı bir meslek edinmemi istiyorlardı.
Dayım evimize geldi bir gün. Babam evde yoktu. Annemin meşhur patlıcan musakkasını birlikte yedik.
Kahve faslında ikisi sohbete başladılar. Daha doğrusu annem konuşuyor, dayım dinliyordu. Bazen bir iki cümle söylüyor, sonra biteviye susuyordu dayım.
Dikkat ettim, söz söylemek lüzumsuzmuş da mecbur kalmış gibi konuşuyordu. Yahut vakitsiz uyandırılmış da uykusu varmış gibi. Ağzından çıkan her kelime kendisine acı veriyordu sanki.

Yorgun ve bitkin görünüyordu. Esmer yüzü bir hayli zayıftı. Avurtları çökmüş, elmacık kemikleri belirgin hâle gelmişti.
Kim bilir kaç gündür jilet görmemişti yüzü. Elbisesinde boya lekeleri vardı. İş yerleri için tabela yazardı dayım.
Babamla araları iyi değildi. Nadiren gelirdi bize. Ben de pek gitmezdim evine.
Uzakta oturuyordu zaten. Onu yeteri kadar tanımıyordum. Hep annemden dinlemiştim hayat serüvenini.

Bir zamanlar ressam olmakmış niyeti. Güzel Sanatlar sınavını kazanamamış.
Üniversiteden umudu kesince kendi kendine resim yapmaya başlamış.
Bir yolunu bulup sergi de açmış. Fakat hiçbir ilgi uyandırmamış eserleri.
Hayata küsmüş. İçine kapanmış. Evlenmemiş. Kendi hâlinde yaşamaya çalışıyormuş.
Resim yapıyor, kitap okuyor, kuş besliyor, bir de her hafta toto oynuyormuş.
Daha önceki seyrek buluşmalarımızda benimle konuşmazdı. Söz söylemeye değer bulmazdı sanırım. Bu da benim canımı sıkardı.
Her nasılsa bu kez konuşmak istedi. Belki de laf olsun diye, gelecekte ne olmak istediğimi sordu.
“Büyüyünce ne olmak istiyorsun yeğenim?” dedi.
“Ben artık büyüdüm” demek geldi içimden, demedim. “Yazar olmak istiyorum” dedim.
“Yaaa, öyle miii?” diyerek ondan beklemediğim bir hayret nidası saldı havaya.
Daha önce hiç görmemiş gibi dikkatle baktı bana. Sonunda ilgisini çekebilmiştim işte.
Masayı toplayan annem dikkat kesilmişti.
Beni şu ‘uğursuz yazarlık hevesi’nden vazgeçirmek için dayımı örnek verir, “Dayın gibi sefil olmak mı istiyorsun? Resim diye tutturdu, bak ne hâle geldi” derdi.
Şimdi üçümüz bir aradaydık. Konumuz edebiyattı. Dayım beni destekler diye düşünüyordum. Sanata duyarlı olmalıydı.
Hem ben hem de annem onun bir şeyler söylemesini umuyorduk.
Bunu anladı sanırım. Başladı kendine özgü ses tonuyla konuşmaya.