SIRLARLA DOLU BİR ADAM

Komşumuz sırlarla dolu bir adamdı. İsmini bilmezdim. Her görüşümde bana hayaletleri, cinleri, perileri, vampirleri, zombileri hatırlatan eski evinde yapayalnız yaşardı.
Bahçe kapısından nadiren çıkar, yere bir şey düşürmüş de onu arıyormuş gibi önüne baka baka yürürdü.
Onunla karşılaşmamaya özen gösterirdik. Yüksek duvarlarla çevrili bahçesine kazara topumuz yuvarlansa, girip almaya cesaret edemezdik.
Geleni gideni yoktu. Kasabamıza başka bir memleketten göç etmişti.
Mahallede ‘Cinci’ lakabıyla anılırdı. “Emrinde cinler varmış. Ne dese yaparlarmış” derdi annem.
“Bir peri kızıyla evliymiş. Ecinniler dünyasında çocukları varmış” derdi yaşlı komşumuz Hüsniye Teyze.

Ben, babama bakardım o zaman. Konuşmaktan ziyade susmayı seven babam, hiçbir şey söylemez, sadece gülümserdi.
Benim gözümde annem hayal ve duyguyu, babam hakikat ve aklı temsil ediyordu.
Liseye başladığım sene babam çalışmak üzere yurt dışına gitmişti. Hayatımda büyük bir boşluk oluşmuştu onun gidişiyle. Yılda ancak iki kez gelebiliyordu. Bu da bana yetmiyordu.
Ben de var gücümle kitaplara yönelmiştim. Babamdan kalan boşluğu kitaplarla doldurmaya çalışıyordum sanırım.
Kitaplar beni hayata ve insanlara karşı daha duyarlı hâle getirmişti. Karşılaştığım kişileri ve olayları daha iyi anlamaya ve daha derinden kavramaya çalışıyordum.
İnsanları birer öykü kahramanı gibi görmeye başlamıştım. Doğal diyaloglar kurmanın onları iyi dinlemekten geçtiğini sezmiştim.
Komşumuzla ilgili merakım da yine bugünlerde iyice büyüyüp serpilmişti.
Kimdi bu garip adam, gerçekten cinleri var mıydı, ne gibi sırlar saklıyordu, nasıl bir hayatı olmuştu?
Merak ediyor fakat bir fırsatını bulup ona soramıyordum. Sormak bir yana, onunla konuşamıyordum bile.
Üzücü bir olay tanışıp konuşmamıza vesile oldu, özel dünyasına girmemi sağladı.