KALBİNİN SESİNİ DİNLE

Odada yanan sobanın sesinden başka ses yok. Elif kız ödevini yapıyor. Yere yüzüstü uzanmış, elinde kalem, önünde defter. Sevimli kafasında düşünceler. Dalıp gidiyor arada bir.
Bugün sekiz yaşına bastı ama ayakkabısı hâlâ eski. Annesi, partal ayakkabılarını göstermiş, “Baban yenisini alacak” demişti oysa.
Niye alınmadı ki?
Göz ucuyla annesine, babasına bakıyor.
Tüm anneler, babalar böyle midir?
Eskiden evet, babalar sadece baba, anneler sadece anne, evler sadece evdi.
Fakat artık değil.
Farkı seziyor Elif. Önünde otomobiller park edilmiş evler… Çocuklarını almaya gelen zengin babalar… Kolu bilezikli süslü anneler… Okulda canı ne isterse kantinden alabilen gürbüz çocuklar… Onların markalı elbiseleri, çantaları, ayakkabıları…
Elif kız anlıyor artık, bütün evler küçük, bütün evler eski, bütün evler kiralık değildir.
Babasına bir daha bakıyor uzunca. Kara topraktan kopup gelmiş bir adam.
Sırtında evin tüm yükü… Nasırlı elleri kente tutunmak için çırpınıyor iki garip kuş gibi.
Pek az konuşur, hep çalışır.
Küçük bir el arabasıyla tatlı satar. Gün doğarken gider, gün batarken gelir.
Tablasındaki tatlılar biterse sevinçli, bitmezse üzgün döner.
Şimdi elinde kalem, önünde defter, aklında acil ödemeler, hesap yapıyor.
İkide bir alnını kırıştırıyor ve iri elleriyle seyrek saçlı başını kaşıyor. Tıraşı gelmiş esmer yüzü bulutlu. Ödevi zor olmalı.
“Baba!” diyor Elif, sesinde merak tınısı.
Derin bir uykudan uyanırcasına defterden başını kaldırıp bakıyor baba.
“Efendim.”
“Biz fakir miyiz?”
Elindeki ceketin sallanan düğmelerini berkiten anne dikkat kesiliyor.
Baba şaşkın, susuyor ve yere bakıyor.
Utanan bir yüz bu, hissediyor Elif.
Soru havada asılı kalıyor bir süre.
Babayla anne göz göze geliyorlar.
Bu soru sorulmamalıydı, anlıyor.
“Evet” diyor baba sönük bir sesle.
Bu evetteki utancı seziyor, Elif.
Bir inilti bu, acılı, sancılı…
Bir kalbin incinişi…
Kalkıp odasına gidiyor.
Soğuk yatağına kapanıyor.
Kalbinde ateş, yakıcı…
“Sormamalıydım!”
Gözlerinde yaş, tuzlu…
“Babamı utandırdım!”
Gözlerini kuruluyor, yüzünü yıkıyor, sobalı odaya dönüyor.
Odada suskunluk, odada kasvet, odada daralma…
Baba, elinde kalem düşüncelere dalmış, kımıltısız oturuyor.
Elinde iğne, görmeksizin bakıyor anne.
Babasına sessizce yaklaşıyor Elif.
Küçük kollarını boynuna doluyor, yanaklarını yüzüne değdiriyor, kulağına fısıldıyor.
“Babacığım.”
Baba susuyor, memnun.
Sarılıyor kızına.
Sevgiyle bakıyor anne.
Oda genişliyor, ev nefes alıyor, duvarlar gülümsüyor.
Elif kız ödevinin başına dönüyor.