YAZAR OLMAK İSTİYORUM

Her kitabın bir hikâyesi vardır. Kimini biliriz, kimini bilmeyiz. Burada elindeki kitabın yazılış hikâyesini anlatacağım. Ben de varım bu ilginç öyküde.
Ben kim miyim? Bir editörüm. Yazardan gelen metni yayına hazırlayan, dikkat edilmedikçe farkına varılamayan yayınevi çalışanı. Bir yüzü yayınevine, bir yüzü yazara bakan gizli özne. Neyse, kendimi bir yana bırakıp olayı anlatayım.
Kısaca 'arayış serüveni' diyebileceğim olaylar zinciri tanımadığım bir hanımın telefonuyla başladı. Yazarlarımdan biri hakkında bilgi istiyordu. Meraklıydı. Heyecanını sesinden anlamak mümkündü.

Yazar hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolmuştu. Sırra kadem basmıştı adeta. Hem editörü hem de bir tür asistanıydım onun. Bu nedenle evinin anahtarını bana bırakmıştı bir notla birlikte. Bunu kadına da söyledim.
İsmi Selma olan bu hanım benimle buluşmak istedi. Kibar, nazik, görgülü biriydi. "Sizinle mutlaka konuşmalıyım. Bu çok önemli" diyordu.
Ben de merak etmeye başlamıştım. Neydi mesele? Ne gibi bir münasebet vardı aralarında? Yazarın kayıplara karışmasının bu hanımla bir ilgisi var mıydı? Bu sorulara cevap bulmanın tek yolu telefondaki hanımla görüşmem olacaktı.
Üstelik, mutlaka yazarın evinde buluşmak istiyor, bu konuda ısrar ediyordu. "Bir notla birlikte evinin anahtarını size bırakmasının bir anlamı olmalı" diyordu.
"Sizinle de ilgili sanırım" dedim.
"Mümkün. Buluşunca anlatırım. Hikâyesi uzun. Telefonda anlatamam. Üstelik göstermem gereken bir de defter var elimde. Yazar göndermiş bana" dedi.
Nasıl bir defterdi bu? İçinde ne vardı? Neden bana bu hanımdan ve gönderdiği defterden hiç söz etmemişti yazar? Bir sürü soru üşüştü zihnime. Bu soruların cevabını bulmanın tek yolu, buluşup konuşmaktı.
"Peki, madem bu kadar ısrar ediyorsunuz, evinde buluşalım" dedim ve adresi verdim. Günü, saati kararlaştırdık.