Kalbinin Sesini Dinle

Kıştı ve ben sahildeydim.
Dikkat ettim, adam yürüdükçe kuşlar da aynı yönde uçuyorlardı. 
Elinde bir torba, yanında küçük bir çocuk vardı adamın. 
Bizzat gördüm. 
Martılar, kırlangıçlar, hasılı cümle kuşlar sahile paralel uçuyorlardı. 
Elinde torba, yanında çocuk olan adam durdu. Kuşlar adamın gözü önünde daireler çizmeye başladılar. 
Sonra kimi suya kondu, kimi kayalara, kimi de havada daireler çizmeyi sürdürdü.
Kıştı ama hava güneşliydi.
Kuşlar adamı izliyordu. Nasıl, nereden, niçin bilmem ama eminim, kuşlar torbalı adamı tanıyorlardı.
Ben bunu gözlerimle gördüm, tanık oldum. Hiç kuşkum kalmadı, bir ilişki vardı kuşlarla adam arasında.
Bekledim. 
Kıştı ama hava güneşli ve serindi.
Torbayı yere koydu adam. İçinden ekmekler çıkarmaya, denize fırlatmaya başladı.
Kuşlar saldırdı ekmeklere. Havadan kaptı bazıları. Denize düşen ekmeklere üşüşenler oldu. 
Durmadan attı adam. Kuşlar da durmadan kapıştılar. 
Yanındaki çocuğa da ekmek verdi adam, çocuk da attı yüzünde gülücüklerle. 
Mevsim kıştı, hava güneşli ve serindi ama kar yoktu.
Torba boşaldı. 
Bir banka oturdu adam, yanına ilişti çocuk. 
Neydi bu adamdaki sır? 
Nereden tanıyor sahil kuşları bu adamı? 
Ekmek atarken, tamam. Ekmek attıktan sonra, mümkün. Ya ekmek atmadan önce? 
...
Merak hissi elimden tutup yanına götürdü beni adamın.
“Merhaba” dedim. 
“Merhaba” dedi.
“Neden?” dedim.
“Ne, neden?” dedi.
“Neden bu kuşlar beni görünce ardım sıra gelmiyorlar da seni görünce geliyorlar?”
“Ben memurum.” 
“Kuşlar memurları tanımaz.” 
“Ben memurum ama kuş beslerim.” 
“Ne zamandır?”
“Uzun zamandır.”
“Her gün mü?”
“Her gün.”
“Ya bu çocuk?”
“Oğlumdur. Kuş beslememe yardım eder.”
“Babamın kuş beslemesine yardım ederim” dedi küçük yüzünde büyük gözleri olan çocuk.
“Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” 
“İyi bir insan...”
“Başka?”
“Bir de kuş besleyicisi...”
“Yok ki öyle bir meslek.”
“Ama olacak.”
Tatlı bir gülümseyişle oğluna baktı adam. 
...
Kuş beslemeyi bilmeyen ben yine sordum adama.
“Nereden geldi aklınıza?” 
“Hayatım monotondu. Makine gibi çalışıyordum. Gençken ideallerim vardı oysa. Dünyayı değiştirmek isterdim. Kalmadı hiçbiri. Kendimi bomboş hissettim. Bir işe yaramam gerekiyordu. Bir amaç... Küçük ya da büyük... Hayatımın bir anlamı olmalıydı. Fakat ne? Düşünmek için sahile gittim. Böyle bir gündü yine. Elimde ekmek vardı. Eve götürmek için almıştım. Deniz kuşlarını gördüm. Küçük parçalar koparıp attım. Havadan kaptılar. Ekmek bitti kuşların iştahı bitmedi. Bu kuşlar aç, dedim kendi kendime. Bu kuşları beslemek lazım, dedim. Biri bu kuşlarla ilgilenmeli, dedim. Bu biri niye ben olmayayım, dedim.”
“Ya bunca ekmek?”
“Bayat ekmekler... Mahalledeki fırıncılarla konuştum. Tanışırız biraz. Bayat ekmek verin bana, dedim. Ne yapacaksın, dediler. Kuş besleyeceğim dedim. Her gün mü, dediler. Her gün, dedim. Tamam dediler... Restoranlara da gittim. Yenmeyen ekmek parçalarını bana verin, dedim. Ne yapacaksın, dediler. Kuşlarım var, dedim. Kaç tane, dediler. Bilmiyorum, dedim. Tamam, dediler. İşte o gün bugündür giderim fırınlara, giderim restoranlara, alırım ekmekleri, doldururum torbama, gelirim buraya.”
“Kuşlar seni tanıyor” dedim.
“Kuşlar beni tanır” dedi.
“Oğlun da seviyor kuş beslemeyi” dedim.
“İsmi Tahsin” dedi. 
“Hep gelir mi?” dedim.
“Kendisi istiyor” dedi.
İnsan izlenimcisi olan ben, karsız bir kış günü, hava güneşli ama serinken sahilde kendi gözlerimle gördüm bu hadiseyi. 
Kayda geçiriyorum.