BİR GİZLİ HAZİNE İDİM...

Allah var idi ve yanı sıra başka varlık yok idi. Ne zaman, ne mekân, ne hareket, ne melek, ne şeytan, ne de insan.
Rab, bir kenzimahfi idi. İsimleri ve sıfatları ve şanları hep ezeli idi. Bilen de kendisiydi, bilinen de.
Ve sonra cemal ve kemalini eserlerinde bizzat görmek istedi. Hadsiz kudretiyle isimlerini tecelli ettirdi.
‘Kün!’ emrini verdi, yokluk aynasında varlık nurunu parlattı, adına ‘kâinat’ dedi. “Bir gizli hazine idim, bilinmek istedim” buyurdu.
Yıldızlar, güneşler, gezegenler, aylar, melekler, cinler, şeytanlar, bitkiler, hayvanlar yarattı. Kâinat sarayını nadide eserleriyle donattı.
Ve sınırsız güzelliklerini göstermek de istedi. Kâinat sergisini seyretsin de Rabbini tanısın diye en güzide eseri olan insanı var etti. İsmine “Âdem” dedi. Kadrini âleme bildirmek üzere melekleri secde ettirdi.
Zaman ilerledi, dünyayı “Âdem”lerle doldurdu, onlara “adam” dendi. Ki nisyanı sebebiyle “insan” dahi denilmiştir.
Varlıklar görünür olmadan evvel ilminde var idi. Kim, ne, ne zaman, nerede, nasıl olacak bilirdi, buna “kader” dedi.
Kader kitabında yazılı olan her bir şeyi kudretiyle görünür âleme getirdi, buna “kaza” dedi. Kaderde olan bazı hükümleri rahmeti icabı affeder oldu, buna “atâ” dedi. Ki atâ onun ihsanındandır.