SENSİZ AMA SENİNLE... ROMAN.... YAKINDA!..


Senin hayalini karşıma aldım mı kalemim coşuyor. Arkadaşına oyuncaklarını gösteren bir çocuk gibi davranmaktan kendimi alamıyorum. Dedim ya, beni yazarlık derdine giriftar eden sensin.
Gerçi bu arzu bende seni tanımadan önce de vardı. Muhtemelen zamanla geçip gidecekti. Fakat sen girdin âlemime, arzum ihtirasa dönüştü... Hafif esen sabah rüzgârı önüne geleni deviren bir fırtına oldu. 
Sana gelemedim. Sana kendimi anlatamadım. Belki de yürekten istemedim bunu. 
Biliyordum, hem de nasıl, sana gelseydim, duygularımı dile getirseydim, tarifsiz tutkumu gösterebilseydim, faraza sen beni kabul etseydin, vuslata erseydim, bendeki hayalin ölecekti. 
Gerçek sen hiçbir zaman tutamayacaktın onun yerini. 
Bir insandın nihayet. Sana bir anlam yüklemiştim. Beni derinleşmeye, düşünmeye, sorgulamaya, sezmeye, aramaya yönelten muharrik sebebim olmuştun. Uğruna her çileyi göze aldığım hayalimdin. 
Benimle olsaydın, seninle olsaydım, belki hayallerim sönecek, emellerim kuruyacak, taharrilerim son bulacaktı.

KALBİNİN SESİNİ DİNLE


Henüz on yaşında bir çocuktum. Tuhaf, acayip, akıl almaz bazı olaylar yaşadıktan sonra içimde ilim tahsili için şiddetli bir istek belirmişti. Bir gün bu arzumu anneme söyledim. 
“Ben ilim yoluna girmek istiyorum. Bana izin ver ve destek ol. Büyük şehirlere gideyim, alimlerden ders alayım. İyi insanlarla bir arada olayım. Evliyaları bulup ziyaret edeyim” dedim. 
Bir şefkat timsali olan annem bu kararımın sebebini sordu. 
Yaşadıklarımı anlattım. Müteessir oldu ve ağladı... Talebimi hemen kabul etti... Babamdan miras kalan seksen altını getirdi. Yarısını kardeşime, yarısını da bana ayırdı.
Benim hissemi bir keseye koydu. Keseyi elbisemin koltuk altına dikti.
“Yavrum, kalbim istemese de gitmen için sana izin veriyorum. Fakat bana bir söz vereceksin” dedi.

HAYAT SEVİNCE GÜZEL

Büyük çınar bir kıyıdaydı, küçük çınar öbür kıyıda. Aralarında bir ırmak akardı. Birbirlerine bir ırmak kadar yakın ama bir ırmak kadar da uzaktılar.  
Büyük çınar olgundu, ergindi, deneyimliydi, adı Zer'di. Küçük çınar ise, tazeydi, canlıydı, adı Sim'di. İkisini ayıran ırmağın ismini “Firak” koymuşlardı. 
Çevrede başka ağaç yoktu sanki. Onlar sadece birbirlerini görür, sever, özler ve isterlerdi.  
Baharda süslenir, yazda yapraklanır, güzün sararır, kışın soyunurlardı. Filizlenip yapraklanmaları kavuşma arzusundandı, sararıp solmaları ayrılık acısından. Kar, fırtına, ayaz oldu mu, zer, sim için üzülür, sim de zer için kaygılanırdı.
Tek dilekleri vardı: kavuşmak! Ayakları yoktu ki koşsunlar birbirlerine, kanatları yoktu ki uçsunlar. Hiç olmazsa birisi ırmağı geçebilseydi! Hayır, imkansızdı bu. 
“Yan yana olsak!” derdi, Zer.
“Can cana yaşasak!” derdi, Sim.

'MERVİN' BENİ ARARSAN BULURSUN

Okulda müzik dersimizin konuları da değişmişti. Eskiden “Değirmenci kırlarda gezer” gibi masum çocuk şarkıları söylerdik. Şimdi “Hitler bizim önderimiz!” gibi siyasi içerikli marşlar söylemeye başlamıştık. “Köhne dünya titriyor. Savaş bizi bekliyor. Zincirlerimizi kırdık! Zafer bizimdir artık! Tüm engelleri yıkacak, hiç durmadan ilerleyeceğiz! Bugün Almanya bizim, yarın dünya bizim olacak!” diye bar bar bağırıyorduk.
Okullarda, yollarda, meydanlarda trompet sesleri yankılanıyordu. Her yere büyük resimler asılıyor, büyük heykeller dikiliyor, büyük meydanlar kuruluyor, büyük binalar yapılıyordu. Kalabalık toplantılar, görkemli yürüyüşler düzenleniyor, heyecanlı nutuklar atılıyor, yer gök inliyordu. Güç gösterilerinin biri bitmeden öbürü başlıyordu. Güce tapınır olmuştuk.

KOLAY, KISA, KEYİFLİ FELSEFE

Evrenin özüdür, bilincidir, aklıdır insan. Sınırsızca isteyen, özgürce seçebilendir. Şu uçsuz bucaksız kâinat ağacının en ergin meyvesi olalı beri dur durak bilmiyor, var oluş nedenini bulmak için aranıyor. Yollar var aklın önünde, her düşünür kendince bir çığır açmış arkadan gelenlere. “Gerçek benim!” demiş. Yaşantılarının, duygularının, mizacının gölgesi vurmuş felsefesine. 
Her biri kendi yoluna, izine, izmine çağırmış seyircilerini. Birileri de katılınca filozofun sözüne; solo, koroya dönüşmüş, “ben” olmuş “biz”... Ben veciz konuşmayı seven bir kitabım... Felsefenin özünü, özetini, temelini anlatıyorum sana... Filozofları tanıtıyorum tarih sırasına göre, yaşamlarından söz ediyorum.

HER ŞEY ANINI BEKLER!


Huzursuzum. Büyük sınav beni bekliyor. Bir yandan okul, bir yandan dershane.Baskı altındayım. Kötü rüyalar görüyorum. Üniversite sınavına girmişim mesela, sorular kazık geliyor. Yapamıyorum. Kan ter içinde uyanıyorum.
Sen rahatsın tabi. Sınav gibi bir derdin yok. Oku, yaz, uyu, oh ne ala! Ne zaman ben de senin gibi olacağım!
Mutlaka kazanmam gerekiyor. Umutluyum gerçi, deneme sınavlarım süper. Kesin gözüyle bakılıyor kazanmama. Sorun, tercihlerde.
Babam örtülü bir biçimde baskı yapıyor. Tam bir işadamıdır. İşletme okumamı istiyor. Kendine yardımcı yapacak! 
Teknik, ekonomik bilmem ne türü konuları sevmediğimi söyledim. Ben edebiyat ya da felsefe okumak istiyorum, dedim. 
Dinleyen kim! Gereksiz buluyor bu alanları. Boş laf diyor. Bana sen lazımsın, diyor. Patron kızı patron olacak yani. 

SENİ SANA BIRAKAMAZDIM!

De bana, yağmur hangi dilde yağar? Yeryüzünün bitki kızlarına kim su emdirir? Kaç derecedir pişman bir kalbin ortasında yanan ateş? Toros dağlarında doğan Yörük kızının ilk feryadını kim işitir? Kimdir, annesinin kalbinde şefkat, göğsünde süt pınarı akıtan? Yılan niçin yutmaz yavrularını?
Söyle bana, dağ, deniz, ova nasıl sığıyor kafana? Hayalindeki dünyayı hangi gözünle görüyorsun?
Yağmur damlasının bomba tesiriyle titreyen gül nasıl kanar?
De bana, bir odunu yararak dünyaya gözlerini açan çiçekler için ispinoz kuşu hangi şarkıyı söyler? Mavi göklerde yürüyen bulutlar sana ne düşündürür?
Gece gökler var simsiyah, yüzünde yıldızlar gezer. Gündüz denizler var masmavi, içinde canlı gemiler yüzer.

SANA YENİ BİR DÜNYA GEREK!

Çırpınıştır, arayıştır, buluştur, inanıştır insan. Bir değerler dizgesidir kısacası, kazanılması, yitirilmemesi gereken. Benlik yükü vurulu omzuna, bir tohum nasıl taşırsa ağacını öylece içinde taşıyor tüm varlıkların temel niteliklerini.
Gerçeği araması, bulması, düşünmesi ve inanması isteniyor kendisinden. Gerçi insan biçiminde geliyor yeryüzüne, ama görünüşte bir var oluş bu.
İnsan kavramının içini doldurması gerekiyor.
Düşünürler, her devirde evren, varlık, var oluş, hayat, insan, ölüm, güzellik, sevgi, toplum, yönetim ve daha nice konuda düşünceler üretmişler.
Her biri kendi yoluna, izine, izmine çağırmış seyircilerini.
Peki, nedir bu yolların özü, özeti, temeli? En fazla sayıda insanı etkileyen düşünce biçimleri hangileridir? Bilginin kaynağı, yöntemi, amacı ne olmalı?

SONSUZ HAYAT SENİ BEKLİYOR!


Bir olay, bir varlık, bir kavram kendi kendine olumlu ya da olumsuz bir şey söylemez bize. Nesneldir bunlar. Ne korkutucu ne de sevindiricidirler. Onlara biz anlam yükleriz. Ben onun hakkında ne düşünüyorsam, o öyledir. Bendeki etkisi de benim zannıma uyar.
Kapalı konuşuyorum, farkındayım. Somut örnek olarak ölümü ele alalım... Bir yok oluş mu yoksa daha güzel bir dünyaya gitmenin aracı mıdır ölüm?
Can alıcı melek eli tırpanlı, insanı titreten acımasız bir cani mi, yoksa en kıymetli malın olan ruhunu alıp gitmesi gereken yere götüren güvenilir bir elçi midir?
Sen nasıl inanıyor, nasıl düşünüyorsan onların sendeki tesiri de öyle olacaktır. İnsan kendi aynasına yansıyan görüntülerin etkisi altındadır.
Diyelim, bir görüntü var karşında. Senin aynan kırmızıysa yansıması kırmızı olur onun. Sarıysa sarı, siyahsa siyah...
Evrendeki tüm olaylar, belirtiler, görünümler senin ruh aynana göre biçimleniyor, görünüyor. Gerçi onların bir hakikati var. İlahi isimlerden ibaret... Fakat bunu kabul etmeyip kendi aklını yeterli sanan göremiyor iç yüzünü.

SENİ SEVEN "BİR"İ VAR!

"Sanal bir ortamda karşılaşmak, tanışmak... Garip ama güzel... Yazını okudum, düşündürdü beni. İçimde bir yerlere dokundu sözlerin...
Kimim ben, tanımıyorsun. Ben kendimi tanıyor muyum ki. Zamanla tanırsın elbette. Ben şuyum, ben böyleyim demek yakışıksız olur. Kişi kendine tarafsız bir gözle bakamıyor. Denedim ben, olmuyor.
Kendimi tanımlamak da ayrı sorun. Bir insanım işte.
Okul, sınavlar, arkadaşlar. Sürüklenip gidiyorum.
Bir söylence var ya hani, bengisu arıyor bir adam.
Ona yakın hissettim kendimi. Ben de bengisu arıyorum. Ölümsüz olmak için mi? Hayır! Ölümü özlüyorum bazen. Soruyorum, sorguluyorum.

ALBERT CAMUS

İster paylaşın düşüncelerini, ister paylaşmayın, elinizde olmadan sempati duyarsınız ona. Bunun önemli sebeplerinden biri, belki de en başta geleni, samimiyetidir. Camus, her ne söylerse söylesin kalbini koyuyordu içine. Önyargısız bir biçimde konuları sorgulamaya çalışıyor, her türlü düşünceye saygı duymayı biliyordu. Bir fanatik değildi. Çile çekiyordu, arayıp da bulamamanın acısıyla kıvranıyordu adeta.
Sürekli insan kavramına vurgu yapıyor, soyut bir insan savunusundan daha öte, somut olarak da, her durumda, insanın ezilmesine, hiçe sayılmasına, kepaze edilmesine tepki gösteriyordu.

BENİ YALNIZ SEN ANLARSIN

Şehrin büyük alimlerindendi. Kendini tamamen ilme vermişti. Fırsat buldukça medresesinin yanındaki camide ilmi sohbetler yapardı. Konuşmasını zarif nüktelerle süsler,  vakarını bozmadan fıkralar, kıssalar, hikayeler anlatır, revnaklı üslubuyla kendini dinletmeyi bilirdi. Nice yolsuzu bu sohbetlerle yola getirmişti. 
Fakat onun asıl aşkı ilim öğretmekti. Yetiştirdiği talebenin haddi hesabı yoktu. Talebelerinden asla para almaz, bilakis onların ihtiyaçlarını karşılamak için çırpınır dururdu. İlminden istifade eden zenginlerden ne koparırsa talebeleri için harcardı. Uzak beldelerden gelen nice genç onun çabasıyla kendine kalacak yer bulmuş, ilim tahsil etmiş, karanlıkları aydınlatmak üzere icazet alıp gitmişlerdi.
Günlerden cuma idi. İkindi namazını müteakip odasına çekilmişti. Bir yandan önündeki rahlede duran kitabı mütalaa ediyor, bir yandan da çayını yudumluyordu. 

YAZAR OLMAK İSTİYORUM!

Bu kitabın ilk metnini yıllar önce yazmıştım. Büyük ilgi gördü, sevildi, benimsendi. Üst üste defalarca basıldı, yayımlandı. Bu vesileyle okullara davet edildim, konuyla ilgili seminerler verdim. Benimle iletişim kuran yazar adaylarının sorunlarını dinledim, yardımcı olmaya çalıştım. Seyahatlerim esnasında, özellikle Batıda editörler, yayıncılar ve yazarlarla tanıştım, konuştum.
 ‘Yayın danışmanı’ olmam hasebiyle yayıncılık alanını da tanıma imkanı buldum. Deneyimlerim, gözlemlerim ve izlenimlerim epeyce birikmişti. Kitabın yeni basımı yapılmadan önce metni bu gözle elden geçirdim, bazı bölümlerini yeniden yazdım. Kitabı yenilerken, yazar olmak niyeti gütmeyen ama kendini yazarak ifade eden insanları da göz önünde bulundurdum.

BİR GİZLİ HAZİNE İDİM...

Allah var idi ve yanı sıra başka varlık yok idi. Ne zaman, ne mekân, ne hareket, ne melek, ne şeytan, ne de insan.
Rab, bir kenzimahfi idi. İsimleri ve sıfatları ve şanları hep ezeli idi. Bilen de kendisiydi, bilinen de.
Ve sonra cemal ve kemalini eserlerinde bizzat görmek istedi. Hadsiz kudretiyle isimlerini tecelli ettirdi.
‘Kün!’ emrini verdi, yokluk aynasında varlık nurunu parlattı, adına ‘kâinat’ dedi. “Bir gizli hazine idim, bilinmek istedim” buyurdu.
Yıldızlar, güneşler, gezegenler, aylar, melekler, cinler, şeytanlar, bitkiler, hayvanlar yarattı. Kâinat sarayını nadide eserleriyle donattı.

THE ETERNAL LİFE AWAİTS YOU!


A book that relieves you from the fear of death.....
....
You are an intelligent person..... One who reads, thinks, and wants to understand the meaning of life.... Your mind just won’t settle down..... You have questions, interrogations.... You don’t want to be just anyone. You ask “Who am I? Why am I in this world, where am I heading, What will happen after death?” You can’t live without thinking... You can’t stop the voice of your heart... I know, sometimes you can’t even fit into this world.... The wings of your heart touch the skies..... You believe with all your heart that an eternal life awaits you ... You need a book which talks in your language, that has answers for all your questions, a book that “is as free as you”.... What do you say, it seems to me that we could be good friends...

SHORT, EASY, FUN PHİLOSOPHY


Read Me!
Man is the essence, conscious and mind of the universe. He is the one who can want without any limits and choose freely. Since he has become the most mature fruit of this eternal universe, he does not stop at anything and has been searching ever since for the reason of his existence.
There are paths before the mind and every single thinker opened a new path in his own way for those who followed him. And each has said, “Mine is the truth!”.
The shadows of their lifestyles, emotions and dispositions have reflected onto their philosophies. Each of them called their audiences to their own path and way. And when some would agree with the words of the philosopher then alas, they would all sing “we” instead of “I” in chorus…
I am a book which loves to speak succinctly… I am telling you about the essence, summary, foundations of philosophy… I am introducing the philosophers according to their chronological order and talking about their lives. In short, I am explaining their fundamental thoughts…
However, there is a very important detail in this explanation… I keep in mind that they too are a “human being”… Of course, these mortal beings were not just an abstract name or a thought machine. They were born, they were babies, they grew up, they loved, they were loved, sometimes they were happy and sometimes they experienced pain… And finally, they all met their death and passed away…
You may also call me “a succinct history of philosophy” too… I am talking about mankind’s two thousand and five hundred year thought adventure in the style of a story. I have a simple, quick explanation, a simple language and have the atmosphere of a part of aphorism…
Read Me… My name is there before you, and I am a fun book. And trust me… I am based on authentic resources…
Signature: Simple, Short, Fun Philosophy

THERE IS 'ONE' WHO LOVES YOU!


“To come across and meet in a virtual world… Weird but nice… I read your writing, it made me think. Your words touched some place inside of me…

You do not know who I am. It’s not like I know myself either. Of course, you will get to know me in time. It would be wrong to say I am like this. One cannot look at one’s self objectively. I have tried it, it just doesn’t work that way.

Defining myself is also another problem. I’m just a human being. School, exams, friends. I just drift away with it all.

I read one of your essays. It made me think. Your words touched some place inside of me.
You know there’s a legend where a man looks for the water of life. I felt so close to that. I too am looking for the water of life. Is it for immortality? No! At times, I miss death. I ask, I question it.

LİFE İS BEAUTİFUL WHEN ONE LOVES!


If you are the type who enjoys small details, curious about the colourful, inspiring lives of others, and if you want to read a book with a true Mediterranean soul, then this is for you!

Short Stories

ISBN : 9756107362

200 pages
Ebat : 11,5 x 21 cm.
SIMUZER... 
The big plane tree was on one side and the small plane on the other side. A river streamed between them. They were as close to one another as a river but also far away from one another as a river too.
The big plane was mature, in full bloom, experienced and his name was Zer. While the small plane was young, lively and her name was Sim. They had called the river, which had parted them, “Firak”.
It was like there weren’t any other trees around. They would only see, love, miss and want each other.
They would adorn themselves in spring, leaf out in summer, fade in autumn and undress in winter. To sprout and leaf is from their desire to unite, and to yellow and fade is from the pain of separation. When there is snow, storm or frost, Zer would be upset for Sim, and Sim would get worried for Zer.
They only had one wish: to reunite! They had no feet to run to each other, or wings to fly to one another. If one could have at least crossed the river! No, this was impossible.
“If only we could be side by side!” Zer would say.
“If only we could live together! Sim would say.

'MERVİN' SEARCH AND YOU WİLL FİND ME


Mervin is a story of the development of a young german officer during World War II. We are taken in this life from his rose-colored years of naivete and innocence through his experience first hand with the destruction and atrocities of war. We live his life with him as he grows up as a young man in Nazi Germany going to university in the midst of the rise of the Third Reich. We are with him when he falls in love for the first time and when he holds a weapon for the first time. We are captured and taken to a prison camp along with him, and likewise as we too are able to make our escape when he does. We are next to him the first time he meets an American soldier. All of these events and images together make up the portrait of Mervin, a young man who is seeking himself and finding meaning in a world which has been left in smoldering ruins around him. From those ruins, like his country and his world, he begins to rebuild himself. A novel drawn from the real memoirs of a German child soldier during World War İİ.